Nerede Eski Çocukluklar?

Radyonun başköşede durduğu, o günlerin moda değimi ile resim gösteren radyoların ise tek tük evlerimize girdiği, telefon bağlatmanın bin bir torpil ile gerçekleştiği günlerden buyana, köprünün altından çok sular aktı.
Çamurdan yaptığımız arabalar, peşkire sarılan yaşmaklar ile hayat bulan bebekler, tefek dallarından direksiyonlar, fındık çubuklarından çelik çomaklar, körebeler, istoplar, yakan toplar, saklambaçlar…
Çoğu tek başına oynanmayan, arkadaş gerektiren oyunlardı. Arkadaş bulmak ve arkadaşlığını sürdürmek de kaçınılmazdı. Ara sıra kavgalarda olsa, okul sonrası, hafta sonu ve yaz tatilinde yapacak işiniz olmadığından, barışmakta kısa sürerdi.
Oyun içerisinde ya takım arkadaşı olurdunuz, ya da rakip. Ama oyun kurmak için mutlaka birlikte olmanız gerekirdi. 'Tek'likten ziyade 'Birlik' veya 'Çokluk' olgusu hakimdi.
Durum böyle olunca; önce kendini tanıyan, çevre ile iletişim kuran çocuk daha sonrasında da doğal olarak sosyalleşiyordu. Birbirini etkileyen ve yönlendiren ilişkiler neticesinde zaman zaman istenmeyen alışkanlıklar edinilse de bunun genellemedeki oranı pek önemsenmiyordu.
Yaş kemale erdiğinde ve modern yaşam tarzı hayatımıza yan vermeye başladığında, oturduğumuz binalardaki kat ve daire sayısı artı, siteleşmeler çoğaldı, komşularımızın sayısı onları-yüzleri bulda ama o oranda da yalnızlığımız arttı. Oyun oynanacak alan miktarı her geçen gün azaldı, kalanlar ise bir iki salıncak, kaydıraç ve tahterevalliye ev sahipliği yapar hale geldi.
Her evin önce oturma salonlarına, ardından yatak odalarına ve çocuk odalarına tahakküm kuran televizyon ile tanışmamızdan sonra, atariler, play stationlar ve bilgisayarlar girdi çocuklarımızın dünyasına.
Görmemişliğin etkisiyle olsa gerek, çocuklarımız için aldığımız oyun aletlerinin ve bilgisayarların başına önce biz geçtik ve saatlerce de kalkmadık. Nasıl kullanmaları gerektiği konusunda da kötü örnek olduk. Evinde bu imkâna sahip bulamayanlar ise hak olarak gördükleri bu yaşam tarzını ev dışındaki mekânlarda gidermeye çalıştılar.
Sonsuz bilgi sahibi internet ile tanışmamızdan sonra dahi davranış biçimimiz değişmedi. Bilgiye erişim aracı olmaktan ziyade, farklı fırsatların dümen suyuna girdik ve sonunda da 15 inçlik ekranın karşısında oyunların esiri ettik kendimizi.
Sonuç yine bireysel bir yaşam tarzı oldu.
Neredeyse ayağı toprağa temas etmeden büyüttüğümüz, yağmurda ıslanmasına dahi müsaade etmediğimiz çocuklarımızın bu halinden elbette ki bizler sorumluyuz.
Eğer çocuklarımız doğayı tanımıyorsa, eline bir diken battığında öleceği korkusuna kapılıyorsa, komşusunun kim olduğunu tanımıyor ve elektronik cihazlarla dolu bir odayı dünyaya değişiyorsa, bir yerlerde hata yaptık demektir.
Hatanın daha büyüğü ise bunların farkında olmamamızdır.
Mehmet ÖZMADEN
mehmetozmaden@karadenizhaberpostasi.com
[ Önceki Sayfa ]